7 Mayıs 2012 Pazartesi

*** I.VE II. TBMM İLE HACI BAYRAM CAMİİ / ANKARA ***

Ankara Cumhuriyet Müzesi (II.TBMM) 
1923 yılında Atatürk’ün isteğiyle, Mimar Vedat Tek (1873-1942) tarafından Cumhuriyet Halk Fırkası Mahfeli (Parti Merkezi) olarak tasarlanan ve inşa edilen bina işlevi değiştirilerek, 18 Ekim 1924 tarihinden 27 Mayıs 1960 tarihine kadar 36 yıllık bir dönem boyunca Meclis olarak kullanılmıştır.


1961 yılında meclisin yeni yapılan modern binasına taşınması üzerine II. Türkiye Büyük Millet Meclisi binası, Merkezî Antlaşma Teşkilâtı'na (CENTO) tahsis edilmiştir. 1961-1979 yıllarında CENTO Genel Merkezi olarak kullanılan bu bina CENTO'nun kaldırılması ile aynı yıl Kültür Bakanlığı'na devredilmiştir. Binanın ön kısmının Cumhuriyet Müzesi olarak düzenlenmesi, arka kısmının ise Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün hizmet binası olarak kullanılması kararlaştırılmış; müzeye ayrılan yapı kısmının, onarım, restorasyon ve teşhir tanzim çalışmaları tamamlanmış ve 30 Ekim 1981 tarihinde “Cumhuriyet Müzesi” ilk kez ziyarete açılmıştır. 


Ülkü Adatepe(d.1932), Mustafa Kemal Atatürk'ün en küçük manevi kızı. Bebekliğinden 6 yaşına kadar Atatürk'ün yanında Çankaya Köşkü'nde yaşamış; kendisi 6 yaşında iken manevi babası Atatürk hayatını kaybedinceye değin ona yurt gezilerinde eşlik etmiş ve onun çocuk sevgisinin simgesi olmuştur.
NOT: Geyik Karaca, 86’ncı yılı kutlanacak olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na özel sınırlı sayıda Atatürk süveteri üretti. İlk kez 2007’de Atatürk’ün resimleri incelenerek birebir kopyası hazırlanan süveterlerin satışından elde edilecek gelir Mehmetçik Vakfı’na bağışlandı. Süveterler 99 TL. fiyatla Çift Geyik Karaca mağazalarında satışa sunuldu.(2009) 


Celal Bayar'ın kaleminden... 
10 Kasım 1938 saat - 9: 05 






Ankara Kurtuluş Savaşı Müzesi (I.TBMM) 
Millî meclisin ilk toplantısını yaptığı Ankara'nın Ulus semtinde yer alan bu binanın yapımına 1915 yılında mimar Hasip Bey tarafından İttihat ve Terakki Cemiyeti Kulüp binası olarak başlanmıştır.
Yığma sistemde taş duvarlı olan yapı 22 x 43 metre boyutlarında, bodrum üzerine tek katlıdır. Meclis toplantı salonu ile bir koridora açılan küçüklü büyüklü 9 odası bulunmaktadır. Dış cephelere, kemerler, geniş saçaklar ve iki balkonla zenginlik ve derinlik kazandırılmıştır.
Atatürk'ün 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelişinden sonra, yapının Meclis binası olarak kullanılmasına karar verilmiştir. 


Meclisin eksikleri, okullardan toplanan ve halkın katkısıyla (damlardan çatı kiremitleri, Ankara Öğretmen Okulu’ndan mebus sıraları, resmi dairelerden mobilya, kahvehanelerden gaz lambaları v.b.) sağlanan eşyalarla donatılmıştır. 


Meclisin duvarında asılı olan Osmanlıca yazı… 
"Hakimiyet Milletindir" 


23 Nisan 1920 - 18 Ekim 1924 tarihleri arasında I. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak hizmet veren bina, meclisin yeni binasına taşınmasından sonra Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Merkezi ve Hukuk Mektebi olarak kullanılmıştır. 1957 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilen bina, 23 Nisan 1961 tarihinde Büyük Millet Meclisi Müzesi adıyla ziyarete açılmıştır. 








Ankara Zafer Anıtı, Ankara'da Ulus Meydanında Kurtuluş Savaşı kahramanlarının anısına Yenigün Gazetesi öncülüğünde Türk halkı tarafından yaptırılmıştır.
Türk Hükümetince açılan uluslararası yarışma sonucu birinci olan Avusturyalı sanatçı Heinrich Krippel'e 1925 yılında sipariş edilen heykel Viyana'da Birleşik Maden İşletmelerinde döktürülmüş 24 Kasım 1927 tarihinde Ulus Meydanı'na yerleştirilmiştir.
Atatürk anıtta asker kıyafetleri içinde Sakarya isimli atının üzerinde gösterilmiştir. Kaide üzerindeki kabartmalarda Türk halkının kökeni, kazandığı Kurtuluş Savaşı , Atatürk'ün Ankara'ya gelişi gibi konular anlatılmıştır. Anıtın dört yanına taş kaideler üzerine bronz dökümden üç figür bulunmaktadır.Bunların ikisi ülkesini koruyan ve gözeten Mehmetciği , diğer biri ise Türk kadınını , halk arasında ulusal dayanışma kahramanı Kara Fatma olarak bilinen mermi taşıyan kadın anayı simgeler.


Tulianus Sütunu, M.S. 4. asırda dikilmiştir. Ulus semtinde Hükumet Meydanındadır. 


HACI BAYRAM-I VELİ CAMİİ
Ulusta Roma Dönemine ait Agustus Tapınağı’nın yanında bulunan ve Ankara için sembol olmuş Hacı Bayram-ı Veli Camii, Hacı Bayram-ı Veli‘nin vefatından iki yıl önce H.831/M.1427-28 yılında inşa edilmiş taş kaideli,tuğla duvarlı ve kiremit çatılı bir yapıdır. Takip eden dönemlerde yapılan onarımlar nedeniyle orijinalliğini kaybetmiştir. Yapının ilk mimarı hakkında kaynaklarda bilgi yoktur.
İlk yapıdan zemin altında bulunan dört adet "çilehane" veya "halvetha-ne'ler kalmıştır. Boyuna dikdörtgen planlı çatılı yapı 13,5 x 20 m dış ölçülerdedir. Zemin katta 437 metrekare, üstteki mahfilde ise 263 metrekarelik bir kullanım alanına sahiptir. Caminin duvarları taş temel üstüne tuğla ile örülmüştür.  



Hacı Bayram-ı Veli Camii’nin güney duvarına bitişik olan türbe, Hacı Bayram-ı Veli’nin öldüğü yıl olan H.833/ M.1429-30 yılında yapılmıştır. Türbe, kare planlı ve kubbeli bir yapıdır.  Oyma tekniği ile işlenmiş dış kapıda aşağıda Türkçe anlamı verilen bir kitabe bulunur.
"Eğer dünya bir kişi için devam etseydi (yaratılsaydı) onda ebedi kalacak kişi ancak Allah’ın Resulü (Muhammed) olurdu." 



Caminin güney cephesinde alt ve üst pencerelerin arasında yeşil sırlı tuğlalarla bir satır halinde, celi sülüs hatla "La ilahe illal­lah Muhammedün resulullah" ve iki alt pencere arasına da "Ya Velîyallah" ibaresi yazılmıştır...
Camide bululan kitabe 1714 tarihinde yapılan onarımla ilgili bilgiyi verir. Kitabede anlam olarak ;  
"Bu güzel ve mefharetli camii Allah’ın evliyasından Hacı Bayram-ı Veli bina etti.Kuşluktan yatsıya kadar geçen zamanlarda harab oldu. Hacı Bayram-ı Veli neslinden Şeyh Mehmet Baba ihtimamiyle büyük babasının camisini tamir etti. Tamirin hitamını görenler şevk ile bu tarihi H.1126/ ( M.1714) söylediler" yazmaktadır...


Hacı Bayram camii,  son dönemde yapılan çevre düzenlemesiyle daha da güzelleşti… 











Pencereler vardır, denize bakar...
Açınca deniz vurur yüzünüze, kapatınca sessiz bir mavilik dolar evin içine. Deniz kadar derindir bakışlarınız, deniz kadar dalgalı olmasa bile hayatınız…. 
Pencereler vardır, hayata bakar...
Hayattan ne anlıyorsa insan, o kadar geniş, o kadar ferah, o kadar huzur vericidir; penceresinden evine sızan. Hayatı bir hapishane gibi görüyorsa, ayak seslerinden, ayakkabı görüntülerinden ve araba lastiklerinden başka bir şey görmez, ruhunun penceresi olan gözlerini açtığında..
Pencereler vardır, insanın kendisine bakar...
Ne kadar derinse duruşu, ne kadar özgürse ruhu, ne kadar güzel görebiliyorsa; o kadar geniş, o kadar uçsuz bucaksız, o kadar güzeldir manzarası. Yüzeyselse, ancak karşı apartmandaki insanı görüp durur, penceresini her açtığında.
Pencereler vardır, açılmaz; 
sadece seyredersiniz. koklayamazsınız, işitemezsiniz, elinizi uzatıp dokunuyor gibi hissedemezsiniz...
Peki sizin pencereniz nereye açılıyor?

2 Mayıs 2012 Çarşamba

*** SPEEDBALL-PAİNTBALL / ÇANKAYA-ARENA/ANKARA ***

Paintball boyatopu atan markerlarla birbirinizi boyayıp oyun dışı bırakmaya çalıştığınız dünyanın en zevkli sporlarından biridir.  2 saat oynadıktan sonra 1 hafta hakkında konuşacağınız unutulmaz bir aktivitedir. Kadın-erkek bir arada oynayabileceğiniz, istatistiki olarak sakatlanma oranı golften bile düşük bir adrenalin bombasıdır. 
Paintball’da genelde sahada iki takım bulunur. Bu takımlar karşılıklı kalelerden oyuna başlar ve birbirlerini boyama deneyimlerini bayrak kapmaca, saldır-savun vb. senaryolarla renklendirirler. 


KURALLAR:
Aslında paintball'un 30 sayfalık bir kural kitabı vardır. Ancak eğlence oyunları için güvenliği ve adaleti sağlayacak birkaç basit kural yeterli olur. Oyun öncesi hakem kuralları anlatıyor..  
- Bir boya topu üzerinize çarpıp patladığında "vuruldum" diyerek oyun dışı kaldığınızı belli edersiniz ve en yakın güvenli bölgeden oyun sahasının dışına çıkarsınız
- Oyun dışı kalmış oyuncular söz veya hareketlerle karşı takım oyuncularının yerlerini veya niyetlerini belli edemezler.
- Oyun alanının içerisinde koruyucu maskeleri çıkarmak yasaktır.
- Oyun esnasında rakip takım oyuncularıyla her türlü fiziksel temas yasaktır. 
- Oyunu kazanmak için karsı takımın kalesine ulaşmak yada karsı takımın bütün oyuncularını vurmak zorundasınız. Vurulan her oyuncu 10 puan değerindedir :) 


Paintball’da tüm oyuncunun yüzünde, kırılmaz camlı özel bir maske ve elinde ise özel, gazlı silahları bulunmaktadır. Bu silahlar gerçek silahları andırmakla birlikte patladığında boyayan kapsüller atmaktadır.  


Yarı Otomatik (Semi Auto) en popüler paintball silah tipidir. Oyuncunun tek yapması gereken tetiğe basmaktır.
- 68 Kalibrelik boya topu atar
- CO2 gazıyla çalışır.
- Standart namlu uzunluğu 8,5 inçtir.
- Devir oranı 11 RPS.
- Komple uzunluk 19,6 inçtir.
- Ağırlığı 2,9 lbs.
- Atış uzunluğu 150 ft’in üzerindedir.
- Yarı otomatik bir silahtır.
- Alüminyum ve paslanmaz metallerden yapılmıştır....  


Kapsüller görünüm olarak misket büyüklüğündedir. Bu boyalar nişasta ve tuz karışımı plastik benzeri bir malzeme ile kaplıdır, doğa dostudur ve çevreyi kirletmeden kendiliğinden kısa bir süre içerisinde yokolur. Kapsülün içindeki boya tamamen doğal gıda boyasıdır. Ayrıca giysilerin üzerinden ıslak bir bezle dahi kolayca çıkartılabilir... 














Anka Paintsign Paintball'da yapılan çalışmalar sonucu ışıklandırılan ve paintball sahası haline getirilen eski bir tuğla fabrikası bulunmaktadır.  Toplam 15 bin metrekare büyüklüğündeki bu dev sahada sadece siperlerden çok daha fazlasını bulmak mümkün...  


Sahanın içinde bulunan Yaklaşık 1000 metrekarelik 2 katlı tuğla fabrikasının yarattığı stratejik çeşitlilik ve atmosfer, bayrak kapmacanın çok daha ötesinde, saldır-savun ve rehine kurtarma gibi değişik senaryo oyunlarına da imkan sağlamakta…







11 Nisan 2012 Çarşamba

*** BODRUM KALESİ VE SUALTI ARKEOLOJİ MÜZESİ ***

Muğla Bodrum ilçesinde bulunan kale, iki liman arasında üç tarafı denizle çevrili kayalık bir yarımada üzerinde yer almaktadır. Bodrum’un 1402’de Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilişinden hemen sonra başlanan kalenin ilk duvarlarını Alman Mimar Heinrich Sclegelhold (1415-1437) yapmış, onu izleyen yıllarda ise kale yenilenmiştir. 
Halikarnassos’ta bir deprem sonucunda yıkılan Maussollos’un mezar anıtının taş blokları, heykelleri, kabartmaları, mimari parçaları bu kalenin yapımında kullanılmıştır...  


Kalenin birinci kapısının iç tarafında bulunan üçlü arma grubunun ortasındaki arma, kale komutanı Jaques Gatineau’ya aittir. Bunun üzerindeki iki arslanlı arma ise, devlet başkanı Gui de Blanchfort’a aittir. Bu armaların altındaki Latince kitabede; 
“İnanç, Katolik Kilisesi adına burada Gatineau tarafından korunacaktır” yazılıdır. 


Bu kapının üzerinde de en üstte taçlı bir kartalın olduğu üçlü bir arma grubu bulunmaktadır. Bu armalar; Fabrizio del Carretto (1513-1521), Cornelius Hamberoeck (1517-1518), Jacques Aylmer De La Chevalerie’e aittir.  






İNGİLİZ KULESİ 
Kalenin kuzeydoğu köşesinde İngiliz Kulesi bulunmaktadır. Kulenin temelleri ana kaya üzerine oturtulmuştur. Üç katlı olan kulenin batısında biri sur dışında, diğeri de kuzeyde iç kalede olmak üzere iki girişi vardır.  Bodrum Kalesi’nde İngiliz Kulesi dışında Yılanlı Kule, İtalyan Kulesi, Fransız Kulesi ve Alman Kulesi bulunmaktadır. Kalenin en eski kulesi olan Yılanlı Kuleye, girişinin yanındaki yılan kabarmasından ötürü bu isim verilmiştir. Fransız Kulesi ile İtalyan Kulesi daha geç dönemde yapılmıştır. İngiliz Kulesi yakın tarihlerde onarılmıştır.  


Ziyaretçi, kapıdan adımını attığı andan itibaren kendini başka bir çağda bulur. İngiliz kulesinin üst katı, 500 yıllık bir geçmişi yansıtacak şekilde düzenlenmiştir. Özel günlerde leydi ve şövalye giysili görevliler ziyaretçileri karşılamakta, Ortaçağ giysilerine bürünmüş hizmetkârlar, konuklara ikramlarda bulunmaktadır. Büyük masa üzerinde özel bir kap içinde tütsü yakılmakta, salon mumlarla aydınlatılmakta ve çağın müziği çalınmaktadır. Böylece beş duyu organına hitap eden bir sergileme burada gerçekleştirilmiş olmaktadır...


Kapıyı solumuza alacak şekilde oturduğumuzda, sol üstte görülen bayraklar, üstad-ı azamların armalarıdır. Sağda ise Selçukluların Osmanlılara verdikleri sancaktan başlayarak, Osmanlı Türklerince XVI. yüzyılda donanmada kullanılan üç hilalli yeşil sancak ve Türk bayrağının son şeklini almasına kadar süren 300 yıllık dönemdeki bayraklar yer almaktadır...  




BODRUM ŞAPELİ (KÜÇÜK KİLİSE) 
Bodrum Kalesi’nin avlusunda bulunan şapel, kalenin yapımıyla birlikte 1402-1437 yıllarında şövalyeler tarafından gotik üslupta yapılmıştır. Bodrum Kalesi ve yöresi Osmanlılar tarafından ele geçirildikten sonra, Osmanlı geleneğine uyularak yanına bir minare eklenmiş ve camiye dönüştürülmüştür. Evliya Çelebi 1671’de Bodrum’a geldiğinde bu caminin Süleymaniye Camisi olarak tanındığını belirtmiştir... 


I.Dünya Savaşı sırasında Fransız savaş gemilerinin Bodrum’u bombalaması sırasında şapel kısmen yanmış, minaresi yıkılmış, İspanyol şövalyelerinden kalan ahşap bezemeler de yanmıştır. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi yönetiminde bu şapel “Tunç Devri Salonu” olarak düzenlenmiş ve burada MÖ.3000-2000 yıllarına ait eserler sergilenmiştir. Daha sonra bu sergileme kaldırılarak, yerine MS.VII.yüzyıla ait bir Roma gemisinin bire bir örneği yapılmış ve 1958 yılında Prof.Dr.George F.Bass başkanlığında yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkan eserler burada sergilenmiştir... 


Bodrum müzesi  içinde  “Serçe Limanı Cam Batığı” adı altında, kurtarma kazısı sırasında deniz dibindeki batık geminin yüklerinin büyük bir bölümü, müzeyi ziyaret edenlerin görüşüne büyük bir özenle sunulmak üzere sergilenmektedir...  




Dördüncü kapının karşısında Liman Kulesi nişi içerisine bir Roma komutanının heykeli yerleştirilmiştir. 


GATINEAU KULESİ… 
Gatineau Kulesi ise kule komutanlarından Jacques Gatineau tarafından yaptırılmıştır (1512-1514). Gatineau kulesi top mazgalları kapatılıp, hava bacaları tıkandıktan sonra, 1513-1522 yılları arasında zindan (işkence odası) olarak kullanılmıştır. Kulenin alt katında deniz seviyesine kadar inen birbirleri ile bağlantılı iki zindanı bulunmaktadır. 


Zindana 23 basamakla inilmektedir.  Kalenin 5 Ocak 1523 yılında Türklerin eline geçmesinden sonra Türkler, burada yıllarca işkence görerek yaşamlarını yitiren soydaşlarının acısını unutmak için  kuleye inen merdivenlerin sonundaki iç kapıyı taşla örerek, işkence odasını kapatmıslardır. Bodrum müzesi, bu duvarı 470 yıl sonra açarak işkence odasına girmiştir. Kule içindeki dolgu toprağın boşaltılması sırasında mahkumların ayağına bağlanan zincir ve gülleler ile insan iskeletleri bulunmuştur... 


Zindana girildiğinde, kapı önündeki balkondan işkence odası izlenmektedir. Sol ve sağ duvarlar içinde ikişer hücre (eski top mazgalları) bulunmaktadır. Her hücre üzerinde hava bacası vardır. Sol taraftaki ilk baca, arma ile kapatılmıştır. Odanın kuzeybatı köşesinde darağacı çukuru, çukurun önünde tabutluk, yerde prangalı gülle, duvarda prangalı kelepçe ve tavanda asılı darağacı kafesi görülmektedir. Burada yer alan manken, zindancı başı ve mahkumlar ışık oyunları ile birlikte ilgi çekmektedir. 


Müzenin kahvesi.. 




Yorgunluk kahvesi.. :)

2 Nisan 2012 Pazartesi

*** GELİBOLU/BAYRAKLI BABA ***

BAYRAKLI BABA (KARACABEY)
Asıl adı Karacabey olan Bayraklı Baba, Osmanlı ordusunda bayraktarlık yapmıştır. 1410 yılında Karacabey, düşman tarafından sarılır, kimi şehit, kimi tutsak olur. Direnen Karacabey kurtuluşu olmadığını fark eder. Ya şehit olacak, yada düşmana esir düşecektir. Her iki ihtimalde de, taşıdığı bayrak, düşmanın eline geçecek. Ancak bayrağı “Namus” olarak nitelendiren Karacabey bayrağı küçük parçalara böler ve yutar. Bu sırada takviye kuvvetler gelir ve düşman püskürtülür. Yaralı olarak bulunan Karacabey’e, sancağın ne olduğunu sorarlar, düşmana teslim etmemek için yuttuğunu söyler. Karacabey, donanmanın merkezi olan Gelibolu’da sahile yakın bir yere gömülmüş ve vasiyeti üzerine mezarı bayraklarla donatılmıştır. Rivayet nasıl olursa olsun, Bayraklı Baba’nın mezarı, bayraklarla dua etmeye gelen vatandaşlarla dolup taşıyor... 


Karacabey, Gelibolu’nun Hamzabey koyuna bakan yönünde astsubay gazinosunun bitişiğinden inen beton dar bir yolun altında bayraklarla donatılmış, küçük bir bahçenin içinde bulunan mermer bir mezarda yatmaktadır. 




Gelibolu ilçesindeki Namazgah bir açık hava camiisidir. Namazgah 1407 yılında İskender Bey tarafından sefere çıkan Azepler için yaptırıldı. Gelibolu'da fener mevkiinde boğaz manzarasında inşaa edilmiştir. Namazgah'ın girişinde mermer bir kapı bulunmaktadır. Kapının üzerinde de kitabesi bulunmaktadır. Günümüzdede genellikle yaz mevsimlerinde kılınan teravih namazları burada kılınmaktadır...




YAZICIZADE MEHMET-İ BİCAN
Yazıcızade Mehmet, 15. yüzyılın ilk yarısında Sultan II. Murat ve Fatih devirlerinde yaşamış bir gönül eridir. Babası, devlet hizmetinde o zaman için önemli bir görev alan katiplik görevinde bulunduğundan "Yazıcızade" lakabıyla anılmıştır. Malkara' da doğmuş ve Gelibolu' da yerleşmiştir.
Yazıcızade Mehmet, devrinin ilimlerini öğrenmiş, Arapça ve Farsça bilmektedir. Onun gözlerini başka bir dünyaya açan, gönül dünyasını uyandıran kimse ise Hacı Bayram Veli oImuştur. Bir şikayet sonucu sorgulanmak uzere Ankara'dan, o zaman Osmanlı'nın başkenti olan Edirne'ye getirilmiş olan Hacı Bayram, II. Murat tarafından izzet ve ikram görmüştü. Henüz istanbul alınmamıştır; Edirne yolculuğu Çanakkale-Gelibolu üzerinden yapılıyordu. İşte bu sırada Yazıcızade Mehmet kendisine intisap ile manevi dünyasını geliştirmeye başlamıştır. Hocasını;
"Cihanın kutbu mahı Hacı Bayram
Cihanın şeyhi şahı Hacı Bayram" diye över. 
(Hacı Bayram-ı Veli'nin kabri Ankara/Ulus'tadır.) 


Mehmet-i Bican'ı unutturmayan asıl sebep onun Muhammediye adlı meşhur eseridir. Kitapta yaradılış, peygamberler ve bilhassa Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hayatı, rmucizeleri ve başka bir takım dini konular yer alır. Bu manzum kitap Hz. Peygamber'in, rüyasında Yazıcızade' ye yaptığı telkin, işaret ve irşad sonucu yazılmaya başlanmıştır.
Muhammediye, beş yüz yıl boyunca Türkçe'nin konuşulduğu hemen bütün İslam ülkelerinde okunmuş ve çevilmiştir. Halkın dini kültürünün temel kaynaklarından biri oIan Muhammediye Anadolu, Balkanlar, Maveraünnehir, Kırım, Kazan ve Başkurt Türkleri arasında büyük şöhret kazanmıştır.
Radyo ve televizyonun olmadığı devirlerde, çeşidi toplantılarda, aile içinde akşamları, uzun kış gecelerinde, bazen özel bir melodi ile Muhammediye okunur ve topluca dinlenirdi. Böylece ortak bir dinı bilgi ve duygu ortamından herkes bir şeyler alırdı. 


YAZICIZADE AHMET-İ BİCAN 
Yazıcızade Mehmed'in kardeşidir. Ahmet Bican'da abisinin yolundan devam etmiştir.

Tasavvuf bir manevi eğitim işidir. İnsanın ruhi-manevi yönünü geliştirmek için zaman zaman belli sürelerle yalnı­zlığa çekilmek gerekir. Bu sırada mümkün olduğu kadar az yenip içilerek, ibadet ve tefekkürle vakit geçirilir. Bunun bir adıda "çileye soyunmak/çile çıkarmak"tır. Bu işin yapıldığı mekanlara" çilehane" denir.
Çilehaneler bazan yerleşim bölgelerinden uzak ve kaya oyuklarında olabilir. Yazıcıoğlu Ahmet'in çilehanesi böyledir. Gelibolu' da, Hamzakoyu sahillerinde büyük bir kaya blokuna oyulmuş, birbirine geçen iki hücreden ibarettir.

"Bican" yani "cansız" Iakabının verilmesi, tasavvuf yoluna
girdikten sonra, ilahı aşkını' artırmak için çok perhiz yapmasına bağlanır. Sonunda çok zayıflaması ile adeta cansız denecek kadar inceldiği söylenir. Ağabeyi Mehmet Efendinin ölümünden sonra eserlerinde devamlı Türkçe kullanmıştır. Ağabeyinin Megarib-üz Zaman adlı eserini Türkçe’ye çevirmiştir.