15 Haziran 2011 Çarşamba

*** SAPADERE KANYONU/ALANYA ***

Sapadere Kanyonu Alanya’nın 48 km Kuzeydoğusundadır. Demirtaş beldesine de 20 km uzaklıktadır. 2007 yılında belediye başkanı muhteşem güzellikteki sapadere kanyonuna yürüyüş yolları yaptırdı. Kanyon 600 metrelik yürüyüş parkurundan oluşmaktadır. Parkurun sonunda en büyük şelaleye ulaşılmaktadır...
  
Gezi boyunca sizlere eşlik edecek olan bir çok şelale, ender bitkiler, kertenkeleler ve şakıyan kuşların çeşitliliği size inanılmaz bir huzur verir. 


600 metrelik yürüyüş parkurunun sonunda en dikkat çekici nokta olan şelaleye ulaşılır, yine buradada yüzme imkanı vardır...


Kanyonun içerisinden merdivenlerle suya girilecek noktalara ulaşılır, berrak suda serinleme imkanı sunulur, gerçek anlamda serinlemekten bahsediyorum..
Yılın en sıcak zamanında bile suyun ısısı ancak 12 dereceye ulaşıyor (hissedilen 0 derece).. 



Merdivenle suya girilen noktalardan birisi burasıdır...






13 Haziran 2011 Pazartesi

*** YEŞİL HUZUR/BELEK(Antalya) ***

Başımı annemin dizlerine koyup..
Huzur dolu bir uykuya dalacağım..
Suları yeşil, dalları yeşil...
Saatlerin işlemediği bir zamanda olacağım..
(Fotoğraflar; Gloria Golf Resort Otel/Belek) 



Bir Sincap ölüme meydan okuyor..
Ağaçtan ağaca uçuyor, bana mısın demeden..
Nazım Usta'nın bir dizesi geliyor aklıma..
"YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ, BİR SİNCAP GİBİ YAŞAYACAKSIN"
Bu olmalı diyorum kendi kendime Usta'nın demek istediği..
Hele bir de ağaçtan ağaca atlamasına tanık olduktan sonra..
Dedim ki, işte budur yaşamak..
Umarsızca, aldırmadan, öylesine basite alarak ölümü... 



Evet, Ey huzur!
bize bir kalp atışı kadar yakın..
kutup yıldızı kadar çok uzaksın..
ve beynimde gümleyen hayatın yalaka boşluklarında..
dünya'nın derin bellekler haritasını yeniden çizmem gerek..
seni anlatırken koyu yeşil kullanmalıyım kutuplarda..
huzuru anlatırken..
görevini yapmış bir kırlangıcın duygularını çizmeliyim..  











Bir yolculuktu bu ve yolun sonunda..
Ulaşmak istediğim kendimdi..
Yalnızlığımın parmak izlerini..
Bırakarak geçtiğim yollara...
(A.Behramoğlu)

*** MARAŞ DONDURMASI (MADO) ***

Yaşar Pastanesi = MADO (MAraş DOndurması)
K.Maraş Dondurması'nın başka hiçbir iklimde aynı lezzette yapılamamasının üç sırrı.
Birincisi; Ahir Dağı’nın yamaçlarındaki yüksek yaylalarda yetişen kekik, keven, sümbül ve çiğdem gibi çiçeklerle beslenen keçilerin sütü.
İkincisi; yabani orkide köklerinin sabırla işlenmesi ve su değirmenlerinde öğütülmesi ile elde edilen salep...
Üçüncüsü; sabırla ve gelenekle birleşen dövme ustalığı. Bu dondurma, Ahir Dağı’nın, ve Ahir Dağı insanlarının bir mucizesi. Sahlepin ve sütün hası, ustaların hası 4 kuşaktır Mado’yu yapıyor..


Kahramanmaraş kalesinden Ahir Dağı manzarası..
Maraş dondurmasının sırrı, bu dağın yamaçlarındaki yüksek yaylalarda yetişen kekik, keven, sümbül ve çiğdem gibi çiçeklerle beslenen keçilerin sütünde saklıdır...


YAŞAR PASTANESİ
Mado’nun dünya markası olma yolundaki ilk önemli adım Yaşar Pastanesi ile atılır. 150 yıllık birikimin dünya çapında bir marka ile çok yönlü ve verimli bir şekilde temsil edilmesinde Yaşar Pastanesi önemli bir köşe taşı. Çünkü bu mekan doğanın cömertliği ile insanoğlunun emeğinin ve sabrının dondurma severlerle buluştuğu ilk mekan. K.Maraş’ta 1965 yılında açılan buz fabrikası bölge için olduğu kadar Mado için de önemlidir. Üretimin sürdürüldüğü küçük bir dükkan büyütülür ve üretim kapasitesi arttırılır. Aynı yıl dükkana “deep freze” getirilir, bu sayede dondurma gece gündüz saklanır. Bu gelişmeler Mado’nun tadından ve kalitesinden hiçbir şey eksiltmez. K.Maraş Dondurması’nın bugünkü üne kavuşmasına beşiklik yapan Yaşar Pastanesi 1980 yılında Trabzon Caddesi’nde açılır


Yaşar Pastanesi yöreye has malzemelerle yapılan dövme dondurmanın ikramı yanında, K.Maraş mutfağının ve bölge kültürünü temsil eden el sanatlarının da vitrini görevini üstleniyor. Yaşar Pastanesi ziyaretçi fotoğraflarının duvarları kapladığı, aile yadigarı eski eşyaların sergilendiği bir müze gibi değerli. 




Saffron Otel şehir merkezinde 12 katlı binasıyla hizmet vermektedir.108 standart,12 suit olmak üzere toplam 120 odası bulunmaktadır.
 


Hijyenik standartlarda hünerle hazırlanan yöresel ve dünya mutfaklarından seçilmiş lezetler sunan Saffron otel, misafirlerine yemek sonunda maraş dondurması ikram etmektedir..

8 Haziran 2011 Çarşamba

*** SÜTÇÜ İMAM/KAHRAMANMARAŞ ***

SÜTÇÜ İMAM (1884-1922)
Maraşlı olup asıl adı Ali, lakabı Hacı imam'dır. Uzunoluk Mescidinde imamlık yaparken aynı zamanda süt de sattığından "Sütçü imam" olarak da bilinmekteydi. Sütçü İmam'ın bir diğer özelliğide Yemen'de 7 yıl boyunca askerlik hizmetinde bulunmasıdır...


UZUNOLUK MEYDANI...
Milli mücadeleyi başlatan ve tarihe Uzunoluk olayı olarak geçen hadise burada cereyan etmiştir. İlk kurşunun atıldığı Uzunoluk meydanında 1936 yılında Belediye başkanlığı yapan Hasan Sukuti Tükel tarafından bir anıt ve çeşme yapılmıştır. Fotografta beyaz duvarlı yapı o zamanın kadınlar hamamıydı,  olayın başlangıc noktası hamam, ilk kursunun sıkıldığı yer anıtın olduğu yerdir..  


Fotoğraftaki Sütçü İmam'ın oğlunun damadı Abdulcabbar Uzun tarihi Osmanlı hamamının önünde yaşananları anlatıyor...
UZUNOLUK OLAYI..
Fransız kuvvetlerinin şehre girişinin ertesi günü (31 Ekim 1919 Cuma) şehirdeki huzursuzluk had safhaya varmıştı. Bir grup Fransız Ermeni askeri ikindi üzerinde Uzunoluk Caddesi'nden kışlaya dönüyorlardı. O anda Uzunoluk Hamamından yüzleri peçeli iki Türk kadını çıktı. Üç kişi olan ve sarhoş durumda olan Fransız Ermeni askerlerinden birisi, hamamdan çıkan Türk kadınlarına saldırdı ve peçesini yırttı. "Artık burası Türklerin değildir, Fransız memleketinde peçe ile gezilmez" diyerek kadıncağıza sarılıp ilişmek istedi. Peçesi yırtılan ve zor durumda kalan kadıncağız bayılıp yere düştü. Diğer kadın da imdat istercesine bağırdı. Olayı Kel Hacı'nın kahvesinden gören Türkler dışarı çıkarak, askerlerin üzerine yürüdüler. Türkler, Ermeniler'e ihtarda bulunarak yollarına gitmelerini söylediler. Ermeniler kötü sözler sarfederek silah kullandılar. Bu arada Çakmakçı Sait orada kurşunla yaralandı ve şehit oldu. Gaffar Osman da yaralandı. Bu sırada Sütçü Imam, Karadağ tabancasını alarak hamamın hemen karşısında bulunan dükkanından hızla olayın olduğu yere geldi. Silahını Ermeni askerlerinin üzerine boşalttı. İlk kurşunu atan Kahraman Sütçü İmam'ın silahı ile yaralanan Ermeni askeri arkadaşlarının yardımı ile kışlaya götürüldü. Yaralı asker bir gün sonra öldü. 1 Kasım 1919 tarihinde ölen Ermeni için büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Sütçü İmam ise Nalbant Bekir'den aldığı bir atla Bertiz'in Ağabeyli köyünde bulunan Beyazıt oğlu Muharrem Bey'in yanına gitti
 


Sütçü İmamın, sütçülük dışında ücretsiz olarak imamlık yaptığı Bektutiye(Çınarlı) Camii (1480) bahçesindeki Doğu Çınarı..
DOĞU ÇINARININ DİLİNDEN…
* 1870 tarihinde burada kök salmaya başladım. Kahramanmaraş'ın o günkü adı Maraş idi.
* 31 Ekim 1919 Perşembe günü Sütçü İmam, Uzunoluk'ta ilk kurşununu attığında ben buradaydım.
* 12 Şubat 1920'de Maraş'ın kurtuluşunda zafer kutlamalarında ben de tanıklık ettim.
* 2010 yılında Kahramanmaraş Belediyesi tarafından bu tabela yerleştirildiğinde 140 yaşındayım ve siz koruduğunuz müddetçe yaşamaya devam edeceğim.. 






Sütçü İmam, düşmanın Maraş'tan kovulmasından sonra, harpteki fedakarlıklarına mükafat olarak Belediyeye odacı alınmış, bu vazifesi yanında kaledeki topun idaresi kendisine verilmişti. Bir top atımı sırasında barutun ısınan namludan erken ateş alması neticesi yandı. Alman Eytamhanesinde tedavi altına alındıysa da iki gün sonra 25 Kasım 1922 tarihinde vefat etti. Çınarlı Cami mezarlığına defnedildi...

 
Kahramanmaraş kalesindeki tarihi top...


6 Haziran 2011 Pazartesi

*** ST. PETERSBURG BALMUMU HEYKEL SERGİSİ/ANKARA ***

Balmumu heykellerini, organizatör Jale Kuşhan, St. Petersburg'dan siparis üzerine yaptırıp bu müzeden satın almıştır ve  yaklaşık 8,5 yıldır Türkiye'nin çeşitli illerinde 
sergilemektedir. Balmumu heykelin tarihi Romalılar zamanında ölen kişinin yüzünün şeklinin alınarak, odanın bir köşesinde saklanmasına dayanmaktadır. Rusya’da ise önemli sanat dallarından olan balmumu heykelciliğinin temeli, yaklaşık 300 yıl öncesine Çar Deli Petro dönemine dayanıyor. 200’ün üzerinde balmumu heykelin sergilendiği St Petersburg Balmumu Heykel Müzesi’nde 40 sanatçı bu konu için emek sarfediyor. Heykellerin özellikleri:
1- Kişi eğer yaşıyorsa el ve yüzünden kalıp alınıyor, fotoğraflardan faydalanılıyor, eğer yaşamıyorsa mezarı açılıp  kemik yapısı incelenerek heykeller yapılıyor.
2-Protez göz, protez diş ve insan saçının kullanıldığı heykeller bire bir ölçülerde yapılmakta
3-Bir heykel için 15 sanatçı 3 ay uğraşmakta olup bir heykel 10-15 bin dolar arasında maliyeti olmaktadır.
4- Heykellerin karışımındaki oranların ve isimlerinin gizli tutulduğu açıklanıyor. Yapımda kullanılan 20 değişik maddenin balmumu ile biraraya getirilmesi ile insan teni rengi yakalanıyor ve sert bir kıvama ulaşılıyor. Bu karışım yaklaşık 40 derecelik ısıya kadar dayanabiliyor. 


NAPOLYON (1769-1821) 
1.54 boyunda çok kompleksli gıcık bir adammış. Uzun boylu generallere ayakkabılarını sildirirdi.. Napolyon, İngiliz ve Prusya kuvvetleri tarafından Waterloo'da büyük bir yenilgiye uğratıldı. Paris'e dönünce tahtına veda etmek zorunda kaldı. Amerika'ya kaçmak istedi, ancak bunu başaramadı ve İngilizlere teslim oldu. İngilizler onu Atlantik'teki St. Helena Adası'na götürdü. Son yıllarını bu küçük adada geçiren Napolyon, 5 Mayıs 1821'de 51 yaşındayken öldü.
NAPOLYON'UN HAYATINDAN..

** Küçüklüğünde, okul yıllarında arkadaşları sık sık Napolyon'un boyuyla dalga geçmektedirler."Oğlum"der birisi "Seni büyüyünce savaşa çağırsalar sen bu boyla atına binene kadar savaş biter." Napolyon arkadaşlarına bakar ve şöyle der "Merak etmeyin,ben büyüdüğümde beni savaşa çağırdıklarında ben ata binmeyeceğim, ben atıma bindiğimde savaş başlayacak...
** İspanya'yı aldıktan sonra İspanya kralı ona "Sen para için savaşıyorsun" diye haykırır.
"Biz ise şerefimiz için."
Napolyon cevap verir "Herkes kendisinde olmayan şey için savaşır."
** Vaktiyle Fransız hükümetinden biri Napolyon Bonapart'ı bir muharebe sırasında eleştiriye kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek: Önce şurasını almalıydınız,sonra burdan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz, gibi fikirler yürütünce Napolyon evet, onlar parmakla alınabilseydi dediğin
gibi yapardım....

** En Ünlü Sözü; Bir savaş yapıp kazanmak için ne gerekir? sorusu üzerine söyle cevap vermiştir..
"PARA, PARA, PARA"...


DOSTOYEVSKİ (1821-1881)
11 Kasım 1821'de Moskova’da doğdu. Tam ismi Fiodor Mihayloviç Dostoyevski. Babası bir ordu cerrahı, annesi bir tüccarın kızıydı. Annesinin yardımıyla evde başladığı eğitimini özel bir okulda sürdürdü. Babası sert ve acımasızdı. Annesinin koruyucu tavırlarına sığınıyordu. Annesini 15 yaşında kaybetti. 1837'de girdiği Petersburg Askeri Mühendis Okulu’nu bitirdi. Öğrencilik yıllarını Rus ve Avrupa edebiyatının önde gelen yazarlarının eserlerini okuyarak geçirdi. Kısa bir süre askerlik yaptıktan sonra ayrılıp edebiyatla uğraşmaya başladı.


GİACOMO KAZANOVA (1725-1795) 
Giacomo Kazanova, 18'inci yüzyıl aşklarının, nefes kesen maceraların "esas oğlanı"ydı. Kadınları elde etme sanatında kimse eline su dökemezdi. Çapkınların üstadıydı Kazanova.   4 Haziran 1798 tarihinde gözlerini hayata kapadığında yazması 13 yıl alan 4000 safyalık el yazması anılarının yanı sıra, "Isocameron" adlı fütüristik romanla sayısız bilimsel ve siyasi makaleyi de geride bıraktı. Kazanova, romanında otomobil, uçak, televizyon ve zehirli gazlar gibi 19 ve 20'inci yüzyıla ait birçok icadı önceden tahmin etmeyi başardı.


DE EON ŞARL-JENEVEVA-LUİ (1728-1810) :
Ünlü Fransız Ajanı.. Gerçekte "erkek" olduğu halde hayatının son 35 yılını kadın kıyafetleriyle  dolaşarak geçirmiştir. En yakın arkadası bile onu kadın sanıyordu. Erkek olduğu ölünce anlaşıldı..  


JOSEF STALİN (1881-1953)
Çocukken çiçek hastalığı geçirdiği için sol yanağında izleri vardı.. Lakabı olan "Stalin" Rusça'da çelik anlamına gelmektedir. Tarihin en büyük diktatörlerinden biri olan sosyalist Josef Visarionoviç Stalin, 1881'de Gürcistan'ın Gori kasabasında doğdu. Babası kundurucaydı. Daha orta öğrenimi sırasında devrimci eyleme katıldı ve Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin bolşevik kanadı saflarında yer aldı.
Lenin'in ölümünden az önce Komünist Partisi genel sekreteri oldu. 1920-1930'larda sağ ve sol ideolojik mücadele adına binlerce insanı sürgünlere gönderdi. Özellikle bu sürgünler ve idamlar yoğunluklu olarak Türkler’e karşı oluyordu. Stalin iktidarın için her yol meşrudur sözünü tam anlamıyla uygulayarak binlerce insanın ölümüne sebep oldu. Milyonlarca insan bu yolda öldürüldü... 



ŞEYH ŞAMİL (1797-1871)
Emrindeki az sayıda Rus ordusuna karşı 35 sene vatanı savunan Kafkasya milli kahramanı Şeyh Şamil, boyu 2.05 boyunda, geniş omuzlu, pehlivan vücutlu, engin ve sağlam imanlı cesur ve zeki bir komutandı.
Bir savaşta bağrına bir rus süngüsü saplanan kafkas kartalı bir ucu sırtından görüne süngüyü çıkarıp attı. Dahada ateşlenip bir vuruşta rus askerlerini öldürüyordu. Ardından mağarada tedavi gördü. 25 gün komada kaldıktan sonra uyanınca başucunda annesini görünce ilk sorusu şu sordu:
"Anacığım! Namazımın vakti geçti mi?"
Uzun yıllar ruslara karşı savaştı. Sonra hile ile 10 yıl esir kaldı. Çar 2. Alexander onun şerefine verdiği bir ziyafetle "Sizi soframızın misafiri görmek ne büyük şeref" demiş, bunun üzerine Şeyh Şamil "Asıl ben sizi soframda misafir etseydim büyük bir şeref duyardım" cevabını vermiş. O zaman Çarı, "Büyük adam, büyük adam!" diyerek söylenmiş, hayranlığını belirtmiştir. Hacca gitmesi için izin verildi. İstanbulda herkes yollarda karşıladı. Sonra Hicaz’a gitti. Medine’yi uzaktan görünce yere kapanıp gözyaşı dökerek sürüne sürüne Rasülullahın huzuruna geldi.Herkes heyecanla kendisini takip ediyordu.
Huzura gelince, "Esselatü vesselamü aleyke ya ResülAllah! Esselatü vesselamü aleyke ya HabibAllah! Esselatü vesselamü aleyke ya Seyyidel evveline vel ahirin" dedi. Peygamber Efendimiz selamına mukabele etti. Orada olanlar bu selamı işittiler. Kabr-i şerifin öünde saattlerce gözyaşı dökerek hasreti giderdi. Medine'de vefat etti.



ÇAR II. ALEXSANDRA (1818-1881)
Şeyh Samil'i esir alındığında onu sarayının kapısında karşılamış hiç esir gibi davranmamış çok hürmet etmiştir.. Rus Çarı İkinci Alexander Nikolayeviç Kırım Savaşı'ndan sonra intihar eden babası Çar Birinci Nicolay'ın yerine tahta çıktı. Paris antlaşmasından sonra ülkesinde geniş reform hareketlerine girişti. Rusların geleneksel saldırganlığı Çar İkinci Alexander'i de etkiledi. 1876-77 yıllarında gerçekleşen Osmanlı-Rus savaşlarından sonra Rusya'da ihtilalci hareketler görüldü. 13 Mart 1881 yılında özgürlük hareketi adlı devrimci bir topluluk Çar İkinci Alexander'e karşı bir suikast düzenleyerek onu bir bomba ile öldürdü.


İVAN GROZNİ(Korkunç İvan)-(1530-1584):
1530’da Moskova’da dünyaya geldi. Babası Vasili üç yaşındayken öldü. Annesi Elena Türk asıllı Giliskiler’lerden geliyordu. 1547 yılında tacı giydi ve o döneme kadar Moskova knezi olarak anılan Rus imparatoru Çar olarak ilan edildi ve Korkunç İvan ilk Rus çarı oldu.
Korkunç İvan sekiz yaşındayken annesi Elena zehirlenince öksüz kaldı. İvan intikam ve kinle büyüdü. Çocukken oyunlarında bile kan dökmekten ve başkalarına ıstırap vermekten çok hoşlanırdı. Kedi, köpek yavrularını, kuşları birbir eziyet ederek öldürmek en büyük zevkiydi. 13 yaşında iken rakiplerinden birini av köpeklerine parçalatarak öldürttü. Muhaliflerine türlü işkenceler uyguluyordu. 300 kişiden oluşan tarikat arkadaşlarıyla yapılan ayinlerde şarap içilir, Aziz ve Meryem ana ile alay edilirdi. 20 yıllık iktidarı döneminde binlerce insanı işkence ile öldürttüğü için “Korkunç İvan” olarak adlandırılıyor.
1582’de Oğlu İvan’ın itirazına sinirlenen Korkunç İvan elindeki demir çubuk ile oğlunun kafasına öyle bir vurdu ki oğlu 2-3 gün sonra öldü.



HÜRREM SULTAN (1506-1558)
Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi ve Osmanlı tarihinde önemli roller oynamış bir sultandır. Bir Osmanlı padişahıyla nikahla evlenmiş tek kadın olarak bilinir. Leh asıllı Yahudi bir ailede doğan Hürrem Sultan'ın asıl adı Roxelanne'dı (Alexandra Lisowska). Güzelliği nedeniyle küçük yaşta 1520 tarihinde bugünkü Ukrayna sınırları içinde bulunan Rohatyn şehrinden kaçırılmıştır. Daha sonra Kırım Hanı tarafından Osmanlı sarayına sunulan Hürrem Sultan sarayda özel bir eğitim gördü. Dişiliği zekası ve becerisi ile padişahın dikkatini çekmeyi bildi. Harem kadınları ve saray ileri gelenleri arasında da kendine yer edindi.
Hürrem Sultan saraya geldiğinde Kanuni'nin cariyelerinden biri olan Mahidevran Sultan'dan Mustafa isimli bir oğlu vardı. Mustafa zamanla çok sevilen bir şehzade haline geldi. Mustafa'nın Kanuni'den sonra padişah olmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Bu da Mahidevran Sultan'ın Valide Sultan olacağı anlamına geliyordu. Oysa Hürrem Sultan her bakımdan Mahidevran Sultan'ın önüne geçti ve Kanuni'nin güven ve sevgisini kazanarak onun nikahlı eşi oldu. Bazı kaynaklar çeşitli entrikalar uygulayarak 16. yüzyıl Osmanlı tarihini olumsuz yönde etkilediği iddia ederler Kızı Mihrimah Sultan'ı Vezir-i Azam Rüstem Paşa ile evlendirerek Vezir-i Azam'la bir ittifak oluşturdu. Kanuni yeniçeriler tarafından çok sevilen oğlu Mustafa'yı kendisini tahttan indirmeyi planladığı inancıyla öldürttü. Hürrem Sultan'ın Kanuni'yi bu kararda etkilediği inancı yaygındır. Şehzade Mustafa'nın öldürülmesinden sonra Mahidevran Sultan iyice gözden düştü. Yaşamının büyük bir bölümünü fakir olarak oğlunun mezarının bulunduğu Bursa'da geçirdi. Ancak Hürrem Sultan'ın ölmesinden sonra Hürrem Sultan'ın oğlu padişah II. Selim Mahidevran Sultan'a maaş bağlattı ve oğlu Mustafa'nın türbesini yaptırttı.
Hürrem Sultan, eşi Kanuni Sultan Süleyman'dan önce 52 yaşındayken öldü ve oğlu II. Selim'in tahta çıkışını göremedi. Cenazesi İstanbul'da Süleymaniye Camii haziresindeki Hürrem Sultan Türbesi'ne gömüldü..



I. PETER(Deli Petro) (1672-1725) ile eşi I. KATHERİNA (1684-1727)
204 santim boyundaki Petro’nun ayakları 38 numaraymış, büyük görünsünler diye kocaman ayakkabılar giyermiş. Kızdığında yanında kim varsa tekme tokat girermiş. Petro elli üç yaşında öldü. Unvanını hakkıyla kazanmış hükümdarlardandır.
I. Katerina Litvanyalı bir köylü ailesinin kızı olan Katerina, 1683 yılında doğdu. Ruslara esir düşerek Moskova'ya gönderildi. Deli Petro'nun 1703 yılında sevgilisi, 1712 yılında da karısı oldu. Kültürsüz, fakat zeki bir kadın olan Birinci Katerina, Deli Petro üzerinde büyük bir etki yaptı. Deli Petro'nun ölümünden sonra, soyluların muhalefetine rağmen 1725 yılında tahta çıktı.
Rus Çariçesi Birinci Katarina, 1711 yılında Osmanlı Devleti ve Rusya arasında yaşanan Prut savaşı sırasında, Baltacı Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından, Prut ırmağı kıyısında sarılan Rus ordusunu yok olmaktan, Türk ordugahına gelip Baltacı Mehmed Paşa ile çadırında özel bir görüşme yaparak kurtardığı söylentisi ile tanınır.



TAMİRCİ USTASI
Hiçbir özelliği yok, muhabbetine, çeşit olsun diye yapmıslar ama en gerçek sanılan heykellerden biriymiş. Bileti alıp içeri giren ilk önce bunu görüyor bazen soru soranlar oluyormuş :)

3 Haziran 2011 Cuma

*** GAZİANTEP SOKAKLARI VE CAMİLERİ ***

Sabahın ilk ışıklarıyla uyanıp sessiz ve huzurlu kentin havasını solumak insanı dinçleştiriyor bir anda.. Sokaklar bomboş ve bütün şehir sizin sanki, bu sessiz huzuru yaşamak için yorumsuz yürüyorum sokaklarda…




















Boyacı Camii.. 








TAHTANİ CAMİİ ..
Gaziantep Kalesi'nin yanında Şekeroğlu Mahallesi Uzun Çarşı Caddesi üzerindedir. Caminin yaptıranı ve yapıldığı tarih hakkında kesin bilgilere rastlanmamıştır. Ancak 1557 tarihli bir belgede adından söz edilmektedir. 1563 yılında Maraş Valisi Osman Paşa tarafından tamir ettirildiği anlaşılmaktadır. Caminin ismi önceleri Tahtani olarak söyleniyordu. Bir söylentiye göre cami ağaçtan yapılmıştır. Bu nedenle halk tarafından camiye Tahtalı Camii de denmiştir. Bu cami yararına vakıflar bırakıldığı ve çeşitli amaçlarla kurulmuş vakıfların vakfiyelerinde Tahtani Camii'ne de kaynak sağlandığı kayıtlardan anlaşılmaktadır.




ALAÜDDEVLE CAMİİ...
Uzun Çarsı'nın batısında, İmam Çağdaş'ın kaşısındadır. Halk arasında Ali Dola Camii de denilmektedir. Alaüddevle, Maraş'ta hakimiyet sürdüren Dulkadiroğlu Beyliği'nin son beyidir. Caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber camiyi yaptıran Alaüddevle'nin, 1515 yılında vefat ettiği düşünülürse bu tarihten önce yaptırıldığı ortaya çıkmaktadır. Sadece minaresi yıkılmadan günümüze ulaşabilen cami, 1901 yılında giriş yüzü siyah ve beyaz taşlardan tek kubbeli olarak yeniden yapılmıştır.
Caminin mimarı Armenek, ustabaşısı da Kirkor'dur. Hıristiyan sanatında görülen kemer içindeki küçük sütunlu pencere ve üzerinde yuvarlak bir pencereden oluşan sistem burada da uygulanmaktadır. Mihrabın üçgen bir alınlık içine alınması, yine kiliselerden alınma bir özelliktir. Ayrıca yan duvar pencerelerinin etraf silmelerinin büyük ebatta yapılmaları ve içerideki mihrap süslemeleri ise barok özellikleri ihtiva eder.


YUŞA PEYGAMBER VE PİRSEFA HAZRETLERİ TÜRBESİ...
Yuşa Peygamber (A.S.) İsrail oğullarından olup, Hz. Musa’nın yeğenidir. İsrailoğulları’nı göçebelikten kurtarır ve Arz-ı Kenan’a yerleştirir. Gaziantep’te Boyacı Mahallesinde Boyacı Camiinden Kavaflar Çarşısı’na doğru uzanan sokakta Pir sefa denilen mevkide tek katlı bir bina vardır. Bu binada iki oda içinde iki türbe bulunmaktadır. Bunlardan birisi rivayete göre Yuşa Peygambere ait olup, diğeri ise Pir sefa Hazretlerine aittir.

Pirsefa hakkındaki rivayetlere göre Pirsefa’nın Hz. Yuşa’nın türbedarı olduğu ve ölünce buraya gömüldüğü söylenmektedir. Bir başka rivayete göre ise Pirsefa Medinelidir ve ensardandır. Gaziantep’in Müslümanlar tarafından fethinde Hz. Ali kumandasında buraya gelmiş, Karaçomak’la yan yana savaşırken uğradığı zorlu bir kılıç darbesi ile gövdesi ikiye bölünmek suretiyle şehit olmuştur. Bunun üzerine Hz. Ömer, Yuşa’nın yanına defnederek “Kendini Peygamber-i Zişan’la komşu ettim” demiştir.


Rivayet olunur ki Musa Aleyhisselâm bir gün hem hikmet-i Rabbanîyi idrak için hem de halka bunun sırrını izhar edip kalplerini itmi’nana kavuşturmak için; “Ya Malike’l-mülk! (Ey varlık aleminin maliki!) Neden Kainat’ı ve insanı maddî ve manevî binbir nakış ile tanzîm ve tasvîf ediyor, sonra da hâk ile yeksân ediyorsun? Yâ Rabbi! Müminleri harplerde atların ayakları altında niçin çiğnetiyorsun, kullarını cehennemde niçin yakıyorsun?” diye münâcatta bulunur.
Bunun üzerine Hakk Teâlâ Cebrâil Aleyhisselam’ı göndererek ona buyurdu: “Ey Musa! Toprağa bir tohum ek de, sorduğun sualin esrarına dal!” Musa(a.s.) ekin ekti. Ekin kemale erdi. Ve onları biçti. O sırada kulağına hâtiften bir ses geldi: “Ey Musa, niçin önce ekiyor, sonra kemale erince de biçiyorsun?”
Musa (a.s.) dedi ki: “Ya Rabbi, ekinde hem tane, hem saman mevcud olduğu için biçtim. Çünkü tane, saman ambarına layık değildir. Saman da, buğday ambarı için zarardır. Bu ikisini karıştırmak hikmet değildir. Hikmet olan, eleyip ayırmaktır.”
Kalan hışırtıyı da yakarken Cebrâil Aleyhisselâm gelir. “Yâ Musa ne yapıyorsun?” diye sorar. “Buğday ektim, biçtim, harman yaptım. Buğdayı ambara, samanı samanlığa koydum. Hışırtıyı da yakıyorum.” diye cevap verir O zaman Cebrâil Aleyhisselâm: “Allah-u Teâlâ da işte böyle yapıyor.” buyurur.. 



ŞİRVANİ CAMİİ (1677)...
Eskiden tarihi Gaziantep camileri içerisinde minaresi iki şerefeli olan tek cami olduğundan, bu camiye halk tarafından "İki Şerefeli Cami" de denir. Şirvani Mehmet Efendi, camiyi yaptıran kişinin adıdır. Şirvani Camii minaresi süslemelerinin güzelliği dikkat çekici.
-------------------
Antep'e bir daha yolum düşermi onu bilemem ama Gaziantep'te bulunduğum kısa süre içinde yaşayıp, görüp, hissettiklerim bunlar...
İmam Çağdaş/Antep Baklavası
Tarihi Gaziantep evleri
Tahmis Kahvesi
Zincirli Bedesten
Cartlak Kebabı