Truva Harabeleri Çanakkale’ye 32 km uzaklıktaki eski bir şehir harâbesidir. İlk çağ halk şâirlerinden Homeros’un İlyada destanı bu şehirden bahseder. Burası dünyânın en meşhur müzelerinden biridir. Arkeolojik kazılarla tamâmen ortaya çıkarılan bu şehir harâbeleri görülmeye değer bir tarih hazinesidir.
TRUVA HARABELERİNİN BULUNMASI
1830 yılında, Almanya da bir protestan papazının 7 yaşında bir oğlu vardı. papaz, geceleri oğluna Homeros' un şiirlerini okurdu. çocuk da bu şiirlerden, binlerce yıl önce ege denizi kıyılarında truva adında zengin bir şehrin bulunduğunu öğrendi. özellikle, Yunanlıların on yıl süren kuşatmalarına karşı şehrin nasıl dayandığını anlatan şiirler kalbini heyecanla doldurur, sonunda ateşe verilmiş, bütünüyle yıkılmış olan truva nın ele geçirilişi onu sonsuz derecede üzerdi. Çocuk, eski çağların bu canlı ve güzel şehrinden hiçbir iz, elle tutulur hiçbir eser kalmadığına inanamazdı.
-"hepsi yıkıldı, bütünüyle yok mu oldu?" diye babasına sık sık sorar, aldığı cevaplar onu büsbütün üzerdi:
-"evet oğlum, hepsi yıkılıp yokoldu".
-"peki, truvanın nerede olduğunu kimse bilmiyor mu , baba?"
-"hiç kimse bilmiyor".
bunun üzerine çocuk; her defasında:
-"baba, ben büyüdüğüm zaman homeros un anlattığı yerlere gidip truva yı bulacağım" derdi.
Bu alman çocuğunun adı Heinrich Schliemann'dı. Schliemann, büyüyüp hayatını kazanmaya başladıktan sonra, bu çocukluk hülyasını gerçekleştirmek için çalışmaya başladı. Bir gün schliemann, ticareti bırakıp eski şehri araştırmak üzere ege kıyılarına doğru yola çıktı.
geçen yüzyılda bilginlerin çoğu truva'nın var olup olmadığını kesinlikle bilmiyor, ilyada'da yazılı olayların ve yerlerin şairin uydurması sanıyorlardı. Bununla beraber eski şehrin Çanakkale boğazı nın asya yönünde bulunduğu söyleniyordu. Schliemann, elinde ilyada metni, Homeros' un 3000 yıl önce tarif ettiği yerlerin gerçek görünüşünü ortaya çıkarmak için bütün bu bölgede yer yer kazılara başladı.
Bu sırada otuz metre yüksekliğinde bir tepe dikkatini çekti. Tepe dümdüz bir ovanın ortasında yükseliyor ve insan eliyle yapılmış gibi görünüyordu. Schliemann, tepenin yamaçları üzerinde kazılara başladı. şansı da vardı. kısa bir süre sonra silahlar, ev eşyası ve vazolar buldu. çocukluk hülyaları gerçekleşmiş, tarihi şehrin merkezini bulmuştu...
TRUVA ATI
Truva atı, Odysseus’un Truva surlarını aşmak ve şehre gizlice girmek için yaptırdığı tahtadan at maketidir. Savaş yaklaşık 10 yıldır sürüyordur. Askerler bıkkın ve yorgundur. Zekası yüzünden Athena tarafından da sevilen Odysseus’un aklına tahtadan bir at yapma fikri gelir. Plana göre Akhalılar savaştan çekiliyor gibi gözüküp, geride çok büyük bir tahta at bırakırlar. Odysseus ve diğer seçkin komutanlar atın içine gizlenirken, diğerleri denize açılıp gemileri Bozcaada’nın arkasına, Troyalıların onları göremeyeceği bir şekilde gizlerler. Truvalılar tahta atı içeri alırlar. Gece barış kutlamalarıyla coşan ve alkolün etkisiyle sızan Truvalılar, atın içindeki savaşçılara gafil avlanırlar. Bu sırada Truva’nın surlarına yaklaşmış olan Akhalı Ordusunun da takviyesiyle Truva Şehri tamamen harabe haline dönüşür. Truva’nın baştan sona yakıldığı bu korkunç katliam sonrasında Menelous Helen’i alarak Yunanistan’a yelken açar...
Truvalıların Doğu Avrupa'dan gelerek Çanakkale boğazı'nı geçip rastladıkları ilk ovaya yerleşen bir kavim oldukları sanılmaktadır. Truva çok zengin bir şehirdi. Değerli madenleri bol bir bölgenin eteğindeki verimli topraklar üzerinde kurulmuştu. Coğrafya yönünden, Çanakkale boğazı'ndan geçen gemileri kontrol edebilecek durumdaydı. Karadeniz'den atlar, kılıçlar, sofra takımları; Ege'den zeytinyağı, şarap; karayoluyla da Çin'den yeşim taşına kadar herşey gelirdi. Truva ise altın, gümüş ve kereste satardı...
Efsaneye göre Truvalılar şehirlerine kral Priam'ın torunu Truva' nın adını vermişlerdi.
İlium tepesi'nin ismi de aynı kralın öbür torunu İlio'dan gelmekteydi...
Schliemann, yaptığı ilk kazılarda duvarlara rastladı. ama duvarların temelleri altından ayrı yapılışta duvarlar da çıkıyordu.
Kazılar ilerleyip derinlere inildikçe Schliemann tam dokuz katmana rastladı. Bu dokuz kat birbiri üzerine yapılan dokuz şehrin kalıntılarından meydana geliyordu. Her yeni şehir bir öncekini örten toprak yığınının üzerine yapılmıştı.
Schliemann ve ondan sonra bu ünlü tepede kazılar yapan arkeologlar, çeşitli yapı tekniğini ve her katta bulunmuş olan eşyayı inceleyip dokuz şehirden herbirinin kuruluş tarihleriyle ulaştıkları uygarlık düzeyini kesinlikle tespit etmişlerdir. Böylece şehirlerin planlarını da çizmek mümkün olmuştur...
Truva şehrinin planı…
Schliemann, Truva da yaptığı kazılar sırasında ikinci şehrin duvarları dibindeki bir kovukta paha biçilmez bir hazine buldu. 8700 parçalık bu hazine altından yapılmış bilezik, kolye, küpe ve duvaklardan meydana gelen değerli süs eşyasıydı. Schliemann, bunların Priam kralının hazinesi olduğunu ve Homeros'un İlyada'da anlattığı gibi şehrin kuşatılması sırasında duvar dibindeki bu kovuğa saklandığını sanıyordu. ama bu süs eşyasının üzerinde sonradan yapılan incelemeler, hazinenin priam kralından 1000 yıl önce yaşamış bir hükümdara ait olduğunu ortaya koydu..
Brad Pitt'in başrolünde oynadığı "TROY" filminde kullanılan model at 2004 tarihinden itibaren Çanakkale merkez sahil yolunda sergilenmektedir...
13 Eylül 2012 Perşembe
12 Eylül 2012 Çarşamba
BOZCAADA2 (Rüzgar gülleri, Ayazma plajı, Mesire alanı, Ada Sokakları)
RÜZGAR TÜRBİNLERİ
2000 yılında elektrik üretimine başlayan türbinler Türkiye’nin 3. Rüzgar enerji santralini oluşturuyor. Ada tüketiminin 30 kat fazlası enerji üretiliyor burada. 30.000 kişiye yetecek elektrik deniz altından anakaraya gönderiliyor. Aynı enerjiyi üretecek bir kömür santraline göre türbin başına 82.000 ağaca eşdeğer oksijen tasarrufu sağlanıyor. Yani 17 türbin 1.400.000 ağaçlık bir ormanı kurtarmış oluyor. Türbinlerin sadece bir tanesi adanın enerji ihtiyacını karşılamaya yetiyor.
Belki de hayatınızda seyredebileceğiniz en büyüleyici günbatımları burada bekliyor sizi. Önünüzde uçsuz bucaksız Ege Denizi, yanınızda ihtişamlı duruşlarıyla rüzgar gülleri ve terkedilmiş bir deniz feneri. Burnunuzda yabani kekik kokuları ve yüzünüzü okşayan vazgeçilmez ada rüzgarı…
AYAZMA PLAJI
Turkuaz renginde denizi ve incecik kumu ilk defa gelenleri şaşırtacak güzellikte bir kumsal burası. Adanın en popüler, dolayısıyla en kalabalık plajı.
Ayazma Plajı’na yaz döneminde düzenli olarak minübüs seferleri yapılıyor. Plajda şemsiye ve şezlong kiralamak mümkün. Ayrıca susporları adı altında; deniz bisikleti, banana, hamburger ve jet ski kiralayan bir yer de bulunuyor...
Adanın 18.500 dönümü, üzüm bağlarıyla kaplı..
Bozcaada'da bağcılık, adının tarihi kadar eski...
Evliya Çelebi ünlü seyehatnamesinde Bozcaada'dan söz ederken; Dünyanın en güzel çavuş üzümlerinin yetiştiği yer olarak tanımlıyor.
Bozcaada üzümü..
Sofralık Çavuş Üzümü poyraz rüzgarlarının etkisiyle ince kabuklu, tatlı ve lezzetli…
Bozcaada güzeli...
Bozcaada mesire alanı..
Feribotun yanaştığı ilçe merkezi, adanın tek toplu yerleşim yeri. Nostaljik sokakları ile şirin bir balıkçı kasabası havasında burası. Sahilde sıra sıra balıkçı lokantaları bulunuyor..
Zamanında kasabanın ortasından geçen bir dere, Rum ve Türk Mahallesi diye ikiye ayrılmasında rol oynamış kasabanın. Artık böyle bir ayırım yok ama mimari farklarından hangi mahallede olduğunuzu anlamak mümkün.
Rum Mahallesi bakımlı evleri ve sokakları ile daha dikkat çekici duruyor.
Bir zamanların kahveleri, meyhane ve tavernaları şimdi turistik restoran, kafe ve dükkan olarak hizmet veriyor. Eski Rum evlerinin bir kısmı yazlık ev bir kısmı da pansiyon ve otel olarak kullanılıyor...
Ada sokaklarını bir saat içinde yürüyerek gezmeniz mümkün. Ama bir kere dolaşmak yetmiyor, her seferinde yeni bir ayrıntı yakalanıyor. Özellikle fotoğrafseverler için ara sokaklar, bol bol vakit geçirilmesi gereken yerler...
2000 yılında elektrik üretimine başlayan türbinler Türkiye’nin 3. Rüzgar enerji santralini oluşturuyor. Ada tüketiminin 30 kat fazlası enerji üretiliyor burada. 30.000 kişiye yetecek elektrik deniz altından anakaraya gönderiliyor. Aynı enerjiyi üretecek bir kömür santraline göre türbin başına 82.000 ağaca eşdeğer oksijen tasarrufu sağlanıyor. Yani 17 türbin 1.400.000 ağaçlık bir ormanı kurtarmış oluyor. Türbinlerin sadece bir tanesi adanın enerji ihtiyacını karşılamaya yetiyor.
Belki de hayatınızda seyredebileceğiniz en büyüleyici günbatımları burada bekliyor sizi. Önünüzde uçsuz bucaksız Ege Denizi, yanınızda ihtişamlı duruşlarıyla rüzgar gülleri ve terkedilmiş bir deniz feneri. Burnunuzda yabani kekik kokuları ve yüzünüzü okşayan vazgeçilmez ada rüzgarı…
AYAZMA PLAJI
Turkuaz renginde denizi ve incecik kumu ilk defa gelenleri şaşırtacak güzellikte bir kumsal burası. Adanın en popüler, dolayısıyla en kalabalık plajı.
Ayazma Plajı’na yaz döneminde düzenli olarak minübüs seferleri yapılıyor. Plajda şemsiye ve şezlong kiralamak mümkün. Ayrıca susporları adı altında; deniz bisikleti, banana, hamburger ve jet ski kiralayan bir yer de bulunuyor...
Adanın 18.500 dönümü, üzüm bağlarıyla kaplı..
Bozcaada'da bağcılık, adının tarihi kadar eski...
Evliya Çelebi ünlü seyehatnamesinde Bozcaada'dan söz ederken; Dünyanın en güzel çavuş üzümlerinin yetiştiği yer olarak tanımlıyor.
Bozcaada üzümü..
Sofralık Çavuş Üzümü poyraz rüzgarlarının etkisiyle ince kabuklu, tatlı ve lezzetli…
Bozcaada güzeli...
Bozcaada mesire alanı..
Feribotun yanaştığı ilçe merkezi, adanın tek toplu yerleşim yeri. Nostaljik sokakları ile şirin bir balıkçı kasabası havasında burası. Sahilde sıra sıra balıkçı lokantaları bulunuyor..
Zamanında kasabanın ortasından geçen bir dere, Rum ve Türk Mahallesi diye ikiye ayrılmasında rol oynamış kasabanın. Artık böyle bir ayırım yok ama mimari farklarından hangi mahallede olduğunuzu anlamak mümkün.
Rum Mahallesi bakımlı evleri ve sokakları ile daha dikkat çekici duruyor.
Bir zamanların kahveleri, meyhane ve tavernaları şimdi turistik restoran, kafe ve dükkan olarak hizmet veriyor. Eski Rum evlerinin bir kısmı yazlık ev bir kısmı da pansiyon ve otel olarak kullanılıyor...
Ada sokaklarını bir saat içinde yürüyerek gezmeniz mümkün. Ama bir kere dolaşmak yetmiyor, her seferinde yeni bir ayrıntı yakalanıyor. Özellikle fotoğrafseverler için ara sokaklar, bol bol vakit geçirilmesi gereken yerler...
BOZCAADA1(Bozcaada Kalesi, Alaybey ve Köprülü Mehmet Paşa camii, Aya Paraskevi Ayazması)
Bozcaada, Türkiye'nin 3. büyük adası, bu ada üzerinde yer alan, Çanakkale iline bağlı ilçe.
Resmi nüfusu 2.543 olup, kışları 1.500 civarına düşer, yazları ise bu sayı 5.000'e kadar çıkmaktadır. Bozcaada’ya ulaşım Gestaş tarafından, feribot (arabalı vapur) ile sağlanıyor.
Araç başı gidis dönüs fiyatı 58 tl.
Bozcaada ile Geyikli Yükyeri Feribot İskelesi arasındaki 4 mil(6 km) mesafe, ortalama yarım saatte alınıyor. Yaz sezonunda iki feribot karşılıklı çalışıyor. Yazın saat başı yapılan seferler, kışın günde üçe kadar iniyor...
BOZCAADA KALESİ..
Feribotla adaya yaklaşırken ilk dikkatinizi çekecek adanın heybetli kalesi olacak. Küçük bir kasaba havasındaki merkezin bu kadar büyük bir kalesinin olması sizi şaşırtmasın. Bozcaada Kalesi’nin ihtişamı adanın zengin geçmişini yansıtıyor aslında..
Boğazın hemen çıkışında olması ve anakaraya yakınlığı sebebiyle yüzyıllar boyunca istilaya açık bir yer olmuş ada. Üzerinde yaşayan medeniyetler ancak bu denli büyük bir kaleyle güvende hissetmişler kendilerini. Şimdi var olma amacını kendi bile unutmuş, meraklı ziyaretçilerini bekliyor kale. Surlarında korsan gemilerini gözetleyen nöbetçilerden beri çok şey değişmiş. Ama yüzyıllardır başında esen poyrazı, tepesinde dolaşan kargaları, dimdik gururlu duruşu değişmemiş...
Türkiye’nin en iyi korunmuş kalelerinden biri olan Bozcaada Kalesi’nin ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Fenikeliler, Cenevizler ve Venedikliler tarafından kullanılan kale, bugünkü görünümünü Fatih Sultan Mehmet döneminde var olan kalıntılar üzerine tekrar inşa edilmesiyle almış(1455).
Venedik- Osmanlı arasında süren mücadeleler sırasında uğradığı tahribatlar sonrası, Köprülü Mehmed Paşa döneminde büyük bir onarımdan geçmiş (1657). 2. Mahmut zamanında ise neredeyse yeniden inşa edilerek bugüne kadar bu görünümü korunmuş(1815).
Adanın kuzeydoğu ucuna, kayalıklar üzerine inşa edilmiş kalenin etrafı zamanında suyla dolu olan bir hendekle çevrili. Bir zamanlar asmalı bir kapıyla girilirken şimdi sabit bir köprü üzerinden giriliyor kaleye...
Bir zamanlar içerisinde Türk ahalinin yaşadığı iki caminin olduğu kale içi, şimdi neredeyse bomboş. Sadece festival zamanlarında verilen konserlerle hareketleniyor...
Kalenin bahçesinde adadan çıkarılan çok sayıda eski mezar taşı ve tarihi eser sergileniyor. Bu eserler arasında en çok dikkatimi çeken beyaz bir mermere muhteşem bir el yazısı ile yazılmıs 1876 tarihli bu yazı oldu. Yetkililerin yazının tercümesini ziyaretçilere sunmasını beklerdim...
Kale 10.00 - 20.00 saatleri arasında ziyarete açıktır...
ALAYBEY CAMİİ
Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1700 yıllarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Harap olan Ali Ağa Camiinin, Kale kumandanı olan Miralay (albay) Ahmet Ağa tarafından yeniden yaptırıldığı ve adının da buradan geldiği kuvvetle muhtemeldir. Ada'nın iki mahallesinden birinin adı da Alaybey Mahallesidir. Cami, Kırmızı kesme taştan yapılmıştır. Cami girişi kuzey cephedeki beş taş basamakla çıkılan basık kemerli çift kanatlı ahşap kapıdandır. Minaresi kuzey-batı köşesinde beyaz kesme taşatan yapılmıştır. Şerefe korkulukları oyma, şerefe altı stalaktitlidir.
Caminin içinde mihrap ve pencere üstleri barok tarzda dal motifleriyle süslendirilmiştir. Tavan sade işçilikli ahşaptır. Minber ve mihrapta süsleme yoktur..
Caminin avlusunda ufak bir "hazire" bulunmaktadır. Buradaki 14 mezardan biri Osmanlı'da sadrazamlık yapmış olan Halil Hamit Paşa'ya aittir.
HALİL HAMİT PAŞA..
1736 Isparta doğumludur. 1782'de I. Abdülhamit'in sadrazamlığına atandı. Sadrazamlığı sırasında Yeniçeri Ocağı'nı ıslah etmek ve gücünü kısıtlamak yönünde çalışmalarda bulundu. Fransa ile yakın ilişkiler kurarak, askeri reform için gereken personeli ülkeye davet etti. Güçlü ve reformcu bir sadrazam olarak tanındı.
Muhaliflerinin yoğun baskısı sonucu I. Abdülhamit'in gazabına uğradı. Yolsuzlukla ve darbe planlamakla suçlanarak görevinden azledildi ve Gelibolu'ya sürüldü. Ancak birkaç gün sonra Bozcaada'ya getirilerek burada başı kesilerek idam edildi. Vücudu Bozcaada'da defnedilmiş, kesilen başı ise İstanbul'a getirilek Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.
KÖPRÜLÜ MEHMET PAŞA CAMİİ
Venedikliler döneminde yıkıldığı tahmin edilen halk arasında Mıhçı Camii diye bilinen cami, daha sonra Köprülü Mehmet Paşa tarafından 1655’de yeni baştan yaptırılarak onun adını almıştır. Günümüzde, halk arasında Yalı Camii olarak bilinmektedir. Caminin kitabesi yoktur. Zaman içinde geçirdiği tamirler ile şimdiki şeklini almıştır.
Kırma çatılı, kareye yakın planlıdır. Kapı ve pencere kenarları ile, saçak altı kırmızı kesme taştan yapılmış olup diğer yerler sıvalıdır...
AYA PARASKEVİ AYAZMASI
Bozcaada'nın güney kıyıları ortasında bulunan Rum Ortodoks Cemaatine ait bir manastırdır. 8 çınarın altında küçük bir şapel, iki küçük yapı ve çift oluklu bir çeşmeden meydana gelmektedir. Her yıl 25-26-27 Temmuz günlerinde burada Ayazma Panayırı yapılmaktadır.
Resmi nüfusu 2.543 olup, kışları 1.500 civarına düşer, yazları ise bu sayı 5.000'e kadar çıkmaktadır. Bozcaada’ya ulaşım Gestaş tarafından, feribot (arabalı vapur) ile sağlanıyor.
Araç başı gidis dönüs fiyatı 58 tl.
Bozcaada ile Geyikli Yükyeri Feribot İskelesi arasındaki 4 mil(6 km) mesafe, ortalama yarım saatte alınıyor. Yaz sezonunda iki feribot karşılıklı çalışıyor. Yazın saat başı yapılan seferler, kışın günde üçe kadar iniyor...
BOZCAADA KALESİ..
Feribotla adaya yaklaşırken ilk dikkatinizi çekecek adanın heybetli kalesi olacak. Küçük bir kasaba havasındaki merkezin bu kadar büyük bir kalesinin olması sizi şaşırtmasın. Bozcaada Kalesi’nin ihtişamı adanın zengin geçmişini yansıtıyor aslında..
Boğazın hemen çıkışında olması ve anakaraya yakınlığı sebebiyle yüzyıllar boyunca istilaya açık bir yer olmuş ada. Üzerinde yaşayan medeniyetler ancak bu denli büyük bir kaleyle güvende hissetmişler kendilerini. Şimdi var olma amacını kendi bile unutmuş, meraklı ziyaretçilerini bekliyor kale. Surlarında korsan gemilerini gözetleyen nöbetçilerden beri çok şey değişmiş. Ama yüzyıllardır başında esen poyrazı, tepesinde dolaşan kargaları, dimdik gururlu duruşu değişmemiş...
Türkiye’nin en iyi korunmuş kalelerinden biri olan Bozcaada Kalesi’nin ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Fenikeliler, Cenevizler ve Venedikliler tarafından kullanılan kale, bugünkü görünümünü Fatih Sultan Mehmet döneminde var olan kalıntılar üzerine tekrar inşa edilmesiyle almış(1455).
Venedik- Osmanlı arasında süren mücadeleler sırasında uğradığı tahribatlar sonrası, Köprülü Mehmed Paşa döneminde büyük bir onarımdan geçmiş (1657). 2. Mahmut zamanında ise neredeyse yeniden inşa edilerek bugüne kadar bu görünümü korunmuş(1815).
Adanın kuzeydoğu ucuna, kayalıklar üzerine inşa edilmiş kalenin etrafı zamanında suyla dolu olan bir hendekle çevrili. Bir zamanlar asmalı bir kapıyla girilirken şimdi sabit bir köprü üzerinden giriliyor kaleye...
Bir zamanlar içerisinde Türk ahalinin yaşadığı iki caminin olduğu kale içi, şimdi neredeyse bomboş. Sadece festival zamanlarında verilen konserlerle hareketleniyor...
Kalenin bahçesinde adadan çıkarılan çok sayıda eski mezar taşı ve tarihi eser sergileniyor. Bu eserler arasında en çok dikkatimi çeken beyaz bir mermere muhteşem bir el yazısı ile yazılmıs 1876 tarihli bu yazı oldu. Yetkililerin yazının tercümesini ziyaretçilere sunmasını beklerdim...
Kale 10.00 - 20.00 saatleri arasında ziyarete açıktır...
ALAYBEY CAMİİ
Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1700 yıllarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Harap olan Ali Ağa Camiinin, Kale kumandanı olan Miralay (albay) Ahmet Ağa tarafından yeniden yaptırıldığı ve adının da buradan geldiği kuvvetle muhtemeldir. Ada'nın iki mahallesinden birinin adı da Alaybey Mahallesidir. Cami, Kırmızı kesme taştan yapılmıştır. Cami girişi kuzey cephedeki beş taş basamakla çıkılan basık kemerli çift kanatlı ahşap kapıdandır. Minaresi kuzey-batı köşesinde beyaz kesme taşatan yapılmıştır. Şerefe korkulukları oyma, şerefe altı stalaktitlidir.
Caminin içinde mihrap ve pencere üstleri barok tarzda dal motifleriyle süslendirilmiştir. Tavan sade işçilikli ahşaptır. Minber ve mihrapta süsleme yoktur..
Caminin avlusunda ufak bir "hazire" bulunmaktadır. Buradaki 14 mezardan biri Osmanlı'da sadrazamlık yapmış olan Halil Hamit Paşa'ya aittir.
HALİL HAMİT PAŞA..
1736 Isparta doğumludur. 1782'de I. Abdülhamit'in sadrazamlığına atandı. Sadrazamlığı sırasında Yeniçeri Ocağı'nı ıslah etmek ve gücünü kısıtlamak yönünde çalışmalarda bulundu. Fransa ile yakın ilişkiler kurarak, askeri reform için gereken personeli ülkeye davet etti. Güçlü ve reformcu bir sadrazam olarak tanındı.
Muhaliflerinin yoğun baskısı sonucu I. Abdülhamit'in gazabına uğradı. Yolsuzlukla ve darbe planlamakla suçlanarak görevinden azledildi ve Gelibolu'ya sürüldü. Ancak birkaç gün sonra Bozcaada'ya getirilerek burada başı kesilerek idam edildi. Vücudu Bozcaada'da defnedilmiş, kesilen başı ise İstanbul'a getirilek Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilmiştir.
KÖPRÜLÜ MEHMET PAŞA CAMİİ
Venedikliler döneminde yıkıldığı tahmin edilen halk arasında Mıhçı Camii diye bilinen cami, daha sonra Köprülü Mehmet Paşa tarafından 1655’de yeni baştan yaptırılarak onun adını almıştır. Günümüzde, halk arasında Yalı Camii olarak bilinmektedir. Caminin kitabesi yoktur. Zaman içinde geçirdiği tamirler ile şimdiki şeklini almıştır.
Kırma çatılı, kareye yakın planlıdır. Kapı ve pencere kenarları ile, saçak altı kırmızı kesme taştan yapılmış olup diğer yerler sıvalıdır...
AYA PARASKEVİ AYAZMASI
Bozcaada'nın güney kıyıları ortasında bulunan Rum Ortodoks Cemaatine ait bir manastırdır. 8 çınarın altında küçük bir şapel, iki küçük yapı ve çift oluklu bir çeşmeden meydana gelmektedir. Her yıl 25-26-27 Temmuz günlerinde burada Ayazma Panayırı yapılmaktadır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)